Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Siyasetin Mezbahasında Tükenen Nesiller

Ya taraf olacaksın ya bertaraf… Peki, bu düzenin tükettiği nesillerin hesabını kim verecek?
Siyaset…
Bir zamanlar fikirlerin yarıştığı, farklı düşüncelerin aynı masa etrafında konuşabildiği bir alan olması gereken siyaset; bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de giderek fanatizmin, kutuplaşmanın ve körü körüne taraf olmanın arenasına dönüşüyor.
Artık mesele, “Ne düşünüyorsun?” sorusundan çok, “Kimin tarafındasın?” sorusuna indirgenmiş durumda.
Ya taraf olacaksın…
Ya bertaraf.

Ya taraf olacaksın ya bertaraf… Peki, bu düzenin tükettiği nesillerin

Ortada durmak, sorgulamak, yanlış gördüğünü kendi tarafına karşı bile söylemek neredeyse suç sayılıyor.

Oysa siyasetin görevi insanları birbirine düşman etmek değil; farklı düşünceleri ortak bir gelecekte buluşturabilmektir.

Bugün geldiğimiz noktada ise siyaset, toplumu yaşatması gereken bir mekanizma olmaktan çıkıp kendi evlatlarını tüketen bir çarka dönüşüyor.

Ve bu çarkın altında en ağır bedeli kim ödüyor?

Kuşaklar…

Dün biz vardık, bugün Z kuşağı…

Dün, büyük ideallerle yetişen kuşakları “mücadele”, “dava”, “ülke”, “gelecek” gibi kavramlarla siyasetin içine çektik.

Onlardan fedakârlık istedik.

Onlardan taraf olmalarını istedik.

Onlardan susmalarını, bazen sorgulamamalarını, bazen de sadece kendi taraflarının doğrularına inanmalarını bekledik.

Sonra o kuşaklar yaşlandı.

Kimilerini unuttuk.

Kimilerini kenara bıraktık.

Kimilerini ise kendi kurduğumuz siyasi düzenin içinde tüketip bir kenara kaldırdık.

Ardından gözlerimizi Z kuşağına çevirdik.

“Dünyayı değiştirecek kuşak” dedik.

“Yeni nesil siyaseti değiştirecek” dedik.

“Onlar farklı” dedik.

Ama ne yaptık?

Onları da kendi kavga alanlarımızın içine çektik.

Onların özgür düşüncelerini, umutlarını ve enerjilerini; bitmeyen siyasi tartışmaların, sosyal medya kavgalarının ve yapay kutuplaşmaların ortasına bıraktık.

Onlardan da taraf olmalarını bekledik.

Bir tarafı seçmelerini…

Bir diğer tarafı düşman görmelerini…

Ve farkında olmadan bir kuşağın daha geleceğini tüketmeye başladık.

Şimdi sıra Alfa kuşağında mı?

Şimdi karşımızda Alfa kuşağı var.

Dijital dünyanın içine doğan, bilgiye saniyeler içinde ulaşabilen, dünyanın herhangi bir yerindeki gelişmeyi birkaç saniye içerisinde görebilen yeni bir nesil…

Belki de insanlık tarihinin en büyük bilgi erişimine sahip kuşağı.

Fakat önlerinde büyük bir tehlike var:

Bizim eski kavgalarımız.

Çünkü kuşakların harfleri değişiyor ama zihniyet değişmiyorsa, sonuç değişmiyor.

Bugün Z kuşağını hangi siyasi kalıplara sokmaya çalışıyorsak, yarın Alfa kuşağı için de aynısını yapabiliriz.

Onlara da “bizden misin, onlardan mı?” diye sorabiliriz.

Onlara da dünyayı iki renkten ibaret gösterebiliriz.

Onlara da farklı düşünen insanı düşman olarak tanıtabiliriz.

Ve böylece aynı hikâyeyi bir kez daha yazabiliriz.

Sorun kuşaklarda değil, bizim zihniyetimizde

Asıl mesele Z kuşağı değil.

Alfa kuşağı değil.

X, Y, Z ya da Alfa hiç değil.

Asıl mesele biziz.

Bizim siyaset anlayışımız…

Bizim birbirimize tahammülsüzlüğümüz…

Bizim farklı düşünceye duyduğumuz öfke…

Bizim “benim tarafım haklıysa, karşı taraf mutlaka kötüdür” anlayışımız…

Bir toplum, kendi çocuklarına sürekli taraf olmayı öğretirse; onların düşünme özgürlüğünü de ellerinden almış olur.

Çünkü düşünmek, bazen kendi tarafını da sorgulamaktır.

Gerçeği aramak, bazen sevdiğin insanların yanlışını söyleyebilmektir.

Demokrasi ise sadece sandığa gitmek değil, farklı düşünene tahammül edebilmektir.

Kuşakların harflerini değil, kaderini değiştirelim

Artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Biz çocuklarımıza nasıl bir gelecek bırakıyoruz?

Sürekli kavga eden bir toplum mu?

Birbirini dinlemeyen insanlar mı?

Her meseleye siyasi gözlükle bakan bir nesil mi?

Yoksa düşünebilen, sorgulayabilen, farklılıklardan korkmayan ve insanı siyasi kimliğinden önce insan olarak görebilen bir toplum mu?

Çünkü mesele sadece bugün değil.

Bugün yetiştirdiğimiz çocuklar, yarının toplumunu kuracak.

Onlara ne verirsek onu büyütecekler.

Öfke verirsek öfkeyi…

Kutuplaşma verirsek kutuplaşmayı…

Fanatizm verirsek fanatizmi…

Ama akıl, vicdan, özgür düşünce ve hoşgörü verirsek belki de bu kısır döngüyü kıracak ilk kuşağı yetiştirmiş olacağız.

Kuşakların adı değişiyor.

X gidiyor, Y geliyor.

Z geliyor, Alfa geliyor.

Ama zihniyet aynı kaldığı sürece hiçbir şey değişmiyor.

Biz kuşakları değil, kendi yanlışlarımızı değiştirmek zorundayız.

Çünkü her yeni nesli eski kavgalarımızın içine çekersek, bir gün geriye dönüp baktığımızda şunu fark edeceğiz:

Biz aslında siyasi rakiplerimizi değil…

Kendi geleceğimizi tüketmişiz.

Ve belki de bugün sormamız gereken en önemli soru şudur:

Hangi kuşağın geldiği değil, hangi zihniyetin artık sona ereceği ne zaman konuşulacak?

 

Salih SÜTLAN
Gazeteci • Yazar • Şair