Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Düşüncenin Çölü: İhanet, Sükût ve Sınırlar

Bir davanın omuzlarında yükselenlerin, o davanın ruhunu sırtından bıçakladığı an; sadakat ile hakikat arasında sıkışıp kalan vicdanın en ağır imtihanı başlar.
İnsan toplulukları; inanç, ideal ve ortak bir ülkü etrafında bir araya geldiklerinde tarihin akışını değiştirecek bir güç kazanırlar. Kardeşlik bağı, bu inancın en somut ve mukaddes kalesidir. Ancak tarih bize gösteriyor ki, kalelerin dışarıdan alınamadığı zamanlarda içeriden fethedilmesi, en acı ve kalıcı trajedileri doğurur. Bir davanın yozlaşması, sadece o davanın bitişi değil, aynı zamanda o yola baş koymuş insanların vicdanında açılan kapanmaz yaralardır.

Bir davanın omuzlarında yükselenlerin, o davanın ruhunu sırtından bıçakladığı an;

Bir İdealin Çöküşü: Davadan Çıkar Olanlara

Yazının başındaki o yakıcı sual—“Düşüncenin yozlaştığı bir kardeşlik hikayesinde, onu esir alan bir gücün oyuncağı olmuş bir adama ne demeli, ne bilmemeli?”—aslında modern zamanların en kadim ikilemini özetler.

Yıllarca aynı ideali paylaşan, aynı menzile yürümeye yemin eden insanların, zamanla kişisel hırsların, dünyevi menfaatlerin ve dışarıdan ithal edilen kirli hesapların kurbanı olması, sadece o kişilerin değil, tüm bir toplumsal hafızanın zehirlenmesidir. Ortada bir “dava adamı” iddiasıyla yola çıkan, ancak etrafını saran ve hırsızlığa, talana, ilkesizliğe rıza gösteren bir profil ile onu hiçbir sorgulama yapmadan takip eden bir kitle varsa, orada fikir ölmüş, yerine dogmatik bir itaat kültürü gelmiş demektir.

Bu tablo, halk arasındaki o meşhur deyimi haklı çıkarır: Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal.

Konuşsanız, yılların emeğine, inandığınız değerlere ve kurumsal aidiyetlere halel getirdiğiniz iddia edilir; sükût etseniz, bu sessizliğin vicdani yükü altında ezilirsiniz. Hakikati dile getirmek ile fitneye kapı aralamamak arasındaki o ince hat, insanı adeta bir mengene gibi sıkıştırır.

Yasal ve Düşünsel Bir Sınır: Sorumluluk Bilinci

Burada, hem insani hem de hukuki açıdan üzerinde durulması gereken kritik bir çizgi vardır. Toplumsal eleştiri hakkı, demokrasilerin ve vicdani sorumluluğun vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak bu eleştirinin, yürürlükteki yasal düzenlemeler çerçevesinde, hakaret, iftira veya kişilik haklarını ihlal etmeyen bir zeminde yapılması şarttır.

Hukuk düzeni, bireylere yanlış giden süreçleri eleştirme, fikirlerini açıklama ve toplumsal yozlaşmaya karşı durma hakkı tanır. Ancak bu hak, asla suç teşkil eden fiillere, tehdide veya asılsız isnatlara dönüşmemelidir.

  • Eleştiri Hakkı: Fikirlerin yozlaşmasını, ilkesizliği ve bir zihniyetin çıkarlara kurban edilmesini eleştirmek, demokratik ve ahlaki bir haktır.
  • Hukuki Sınırlar: İddiaların somut verilere dayanması, şahsileştirilmiş hakaretlerden kaçınılması ve genel bir zihniyet eleştirisi olarak kalması, hem vicdani hem de yasal açıdan en güvenli ve doğru yoldur.

Çıkmazın Çözümü: Sükût mu, Hakikat mi?

Gelde işin içinden çık çıkabilirsen… Bu ikilemden çıkışın yolu, ne tamamen susarak suça ortak olmak ne de kontrolsüz bir öfkeyle yıkıcı bir kaosa zemin hazırlamaktır.

Çözüm; ilkeli, sükûnetini koruyan ama hakikatten de asla vazgeçmeyen bir duruştadır. Yozlaşmış bir yapının içinde kalıp onun kirliliğine ortak olmaktansa, mesafeyi korumak ve doğru bildiği yolda ahlaki pusulasını kaybetmeden yürümeye devam etmek bazen verilebilecek en sesli cevaptır. Zira tarihin hiçbir döneminde, hakikatin üzerini örten sükût kalıcı olmamıştır; lakin hırsın ve menfaatin esiri olanlar, er ya da geç kendi kurdukları düzenin kurbanı olmuşlardır.

Salih SÜTLAN

Gazeteci Yazar Şair